|
Edirneyle tanışıklığım böyle oldu. Daha önce hiç bilmediğim bir şehre ani bir kararla ve biraz da kendimden kaçma gerçeğiyle geldim. Ve sevginin zaman, biraz da emek olduğunu, yaşanılanlar olduğunu bu şehirle anladım.
İlk gördüğümde henüz yerleşmeden geri dönmeyi düşünmüştüm. Yalnızlığın ve yabancılığın iliklerime kadar işlediği bu şehirde ne yapacağımı çok merak etmiştim. Ve zaman ilerledikçe ilk geldiğim günü hatırlayıp hafif bir gülümseme yerleştirmiştim yüzüme. Belki de ömür boyu kaybolmayacak bir gülümseme. Evet sevgi emekti, zamandı. Meriç Köprüsü'nden nehre bakarken gözlerimi kapatıp tarihi yaşamak zamanımı almıştı. Karaağaç'ın yollarında yürürken açlık çeken insanları görmek, bir onuru kaybetmemek için feda edilen hayatları izlemek, dokunarak tarihe. Selimiye camisinin taş duvarlarına çıplak ellerle dokunarak tarihe yakın olmak. Ve yaşanmış kırık da olsa aşk hikâyeleri, sonu hüsranla biten dostluklar. Düşündüğüm zaman mutluluğun mu yoksa mutsuzluğun mu ağır bastığını bilemediğim zamanlar. Yine de şimdi uzakta olduğum ama çok sevdiğimi bildiğim bir şehir Edirne. Tıpkı bir şiir gibi. |