| |
Duy sesimi; ben Edirne`yim! Sular seller içindeyim... |
|
|
Diyorlar ki: “Seller aldı Edirne’yi... Sular halen yükselmekte...” Ve -suyun öte yanındaki güzel- Karaağaç sokaklarında, kuşkulu gözlerle seyrediyor olup biteni mahalleli... Gördükçe içim parçalanıyor çocukların gözlerindeki şaşkınlığı... Ve “yine mi?” derken, gökyüzüne açılan ellerin suya yansıyan aksini... |
|
|
Lakin kaç şehre üç nehrin bereketini sundu doğa? Hiç karşılıksız ve hiçbir şey beklemeden? Üç koldan nehirlerle kucaklaşmak, dünyada kaç şehre bahşedildi ki? Kaç şehir, sultanların vazgeçemeyeceği kadar sularıyla üne kavuştu ve “payitaht” mertebesine erişti? Diyorlar ki: “Seller aldı Edirne’yi... Sular halen yükselmekte...” | |
|
Ve ne yazık ki çoğu “yatağına sığmayan” nehirlerime çatık kaşlarla ve kızgınlıkla bakarken; sebebini Meriç, Tunca ve Arda’nın “taşkınlığına” yorup, sular çekildiğinde, asıl sebebe kayıtsız kalmaya şimdiden meyilli... |
|
|
Oysa bir anlasalar içim nasıl kan ağlıyor; nasıl bir vurdumduymazlığın yükünü taşıyor nehirlerim... Bilmezler mi ki; ben böyle olsun istemedim, ben böyle olsun istemedim... Lakin, bir kez olsun duymayacaklar mı sesimi? Bir kez olsun anlamayacaklar mı “teknoloji çağı” dedikleri devirde, içimde taşıyamadığım bu ağırlığın, hesabı bana kesilen nedenini... |
|
|
|
BU KONU HAKKINDA YORUMLAR |
|
|
|
 |
|
|